Geri git   Kurban Online - Kurban Fan Club > Diğer > Güncel Yaşam

Güncel Yaşam Hayata Dair Herşey

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil

Alt 30.09.2007, 02:42   #41 (permalink)
Moderator
 
spdrmn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Çevrimdışı
Üyelik tarihi: 09 2007
Yaş: 17
Mesajlar: 423
spdrmn - MSN üzeri Mesaj gönder

30 EYLÜL

ÖLÜMLER

1579 - Sokollu Mehmet Paşa, Osmanlı devlet adamı (d. 1505)
1955 - James Dean, ABD'li oyuncu (d. 1931)
1985 - Simone Signoret, Fransız oyuncu
1999 - Avni Akyol, Türk siyasetçi (d. 1931)

Tatiller ve Özel Günler

Turna Geçimi Fırtınası
__________________
Herkes bir gün soğuyacak bu fani gidici hayattan
bütün bedenler soğuyacaktır elbet yavaştan
kıyamet toplntısında ölecek haramilr telaştan
ne ev ne pul ne bir kul geride kalacak dünyadan..
''olması gereken şeylerin adını iyilik yapmak koymuşlar''
 
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla

Alt 30.09.2007, 02:42   #42 (permalink)
Moderator
 
spdrmn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Çevrimdışı
Üyelik tarihi: 09 2007
Yaş: 17
Mesajlar: 423
spdrmn - MSN üzeri Mesaj gönder

30 EYLÜL

DOĞUMLAR

1207 - Mevlânâ Celaleddin-i Rumi, Fars şair (ö. 1273)
1924 - Truman Capote, ABD'li yazar (ö. 1984)
1936 - Sevgi Soysal, Türk yazar (ö. 1976)
1936 - Engin Ünal, Türk milli yüzücü
1964 - Monica Belluci, İtalyan oyuncu ve eski model
1985 - Olcan Adın Türk futbolcu
1979 - Primož Kozmus, Slovenyalı atlet
__________________
Herkes bir gün soğuyacak bu fani gidici hayattan
bütün bedenler soğuyacaktır elbet yavaştan
kıyamet toplntısında ölecek haramilr telaştan
ne ev ne pul ne bir kul geride kalacak dünyadan..
''olması gereken şeylerin adını iyilik yapmak koymuşlar''
 
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla

Alt 30.09.2007, 02:45   #43 (permalink)
Moderator
 
spdrmn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Çevrimdışı
Üyelik tarihi: 09 2007
Yaş: 17
Mesajlar: 423
spdrmn - MSN üzeri Mesaj gönder

Mevlânâ Celaleddin-i Rumi (d. 1207 - ö. 1273), İslâm ve tasavvuf dünyasında tanınmış bir Fars şair, düşünce adamı ve Mevlevi yolunun öncüsüdür.

Mevlânâ Celaleddin-i Rumi (Rumi adı, Anadolu'ya yerleşip orada yaşadığı için (o dönemde Anadolu'ya Diyarı-ı Rum deniliyordu); "Efendimiz" manasına gelen Mevlânâ ise, kendisine karşı duyulan büyük saygının belirtisi olarak verilmiştir), dönemin İslam kültür merkezlerinden Belh kentinde hocalık yapan ve Sultan-ül Ulema (Bilginler Sultanı) lakabıyla anılan Bahaeddin Veled'in oğludur. Mevlânâ, babası Bahaeddin Veled'in ölümünden bir yıl sonra, 1232 yılında Konya'ya gelen Seyyid Burhaneddin 'in manevi terbiyesi altına girmiş ve dokuz yıl O'na hizmet etmiştir.

Babasının ölümüne kadar olan dönem Harzemşah hükümdarları Bahaeddin Veled'in halk üzerindeki etkisinden her zaman tedirgin olmuştu; çünkü o, insanlara son derece iyi davranır, ayrıca onlara her zaman anlayabilecekleri yorumlar getirir, derslerinde kesinlikle felsefe tartışmalarına girmezdi. Söylenceler, Bahaeddin Veled ile Harzemşah hükümdarı Alaeddin Muhammed Tökiş (ya da Tekiş) arasında geçen bir olaydan söz eder: Bahaeddin Veled bir gün dersinde, felsefeye ve felsefecilere şiddetle çatmış, onları İslam dininde var olmayan şeylere (bid'at) uğraşmakla suçlamıştı. Ünlü İslam felsefecisi Fahrettin Razi buna çok kızdı ve onu Muhammed Tökiş'e şikayet etti. Hükümdar, Razi'yi çok sayar ona özel olarak itibar ederdi. Razi'nin uyarıları ve halkın Bahaeddin Veled'e gösterdiği ilgi ve saygı bir araya gelince, kendi yerinden kuşkuya düşen Tökiş, Belh kentinin anahtarlarını ona gönderdi. Bu, benim yerime iktidarı sen kullan, anlamına gelen bir davranıştı. Söylendiğine göre bu davranışı "bir yerde iki sultan olmaz" diye karşılayan Bahaeddin Veled, hemen göç hazırlıklarına başladı, ailesini, kitaplarını, sadık müritlerini yanına alarak ülkeden ayrıldı (1212 ya da 1213).


Mevlânâ Celaleddin-i Rumî türbesiNişapur kentinde ünlü şeyh Feridüttin Attar onları karşıladı. Aralarında önemli konuşmalar geçti. Küçük Celaleddin de bu konuşmaları dinliyordu. Attar, Esrarname (Sırlar Kitabı) adlı ünlü kitabını Celaleddin'e hediye etti ve yanlarından ayrılırken küçük Celaleddin'i kastederek, yanındakilere "bir deniz bir ırmağın ardına düşmüş gidiyor" dedi. Bahaeddin Veled'e de, "umarım yakın bir gelecekte oğlunuz alem halkının gönlüne ateş verecek ve onları yakacaktır" diye bir açıklama yaptı (Mevlânâ Esrarname 'yi her zaman yanında taşımış, Mesnevi'sinde Attar'dan ve onun kıssalarından sık sık söz etmiştir).

Kafile, Bağdat'ta üç gün kaldı; sonra hac için Arabistan'a yöneldi. Hac dönüşü, Şam'dan Anadolu'ya geçti ve Erzincan, Akşehir, Larende'de (günümüzde Karaman) konakladı. Bu konaklama, yedi yıl sürdü. On sekiz yaşına gelmiş olan Celalettin, Semerkandlı Lala Şerafettin'in kızı Gevher Hatun ile evlendi. Oğulları Mehmet Bahaeddin (Sultan Veled) ile Alaeddin Mehmet, Larende'de doğdular. Selçuklu sultanı Alaeddin Keykubat, sonunda Bahaeddin Veled'i ve Celaleddin'i Konya'ya yerleşmeye razı etti. Onları yollarda karşıladı. Altınapa Medresesi'nde konuk etti. Başta hükümdar olmak üzere saray adamları, ordu ileri gelenleri, medreseliler ve halk, Bahaeddin Veled'e büyük bir saygıyla bağlanıyor, müridi oluyordu. Bahaeddin Veled 1231'de Konya'da öldü ve Selçuklu Sarayı'nda gül bahçesi denilen yere defnedildi. Hükümdar yas tutarak bir hafta tahtına oturmadı. Kırk gün, imarethanelerde onun için yemek dağıtıldı.Bu mesneviside böylece sona erdi.


Babasının ölümünden sonraki dönem [değiştir]Babasının vasiyeti, sultanın buyruğu ve Bahaeddin'in müritlerinin ısrarlı ricaları sonucu Celaleddin babasının yerine geçti. Bir yıl süreyle dersleri, vaazları ve fetvaları o verdi. Sonra, babasının öğrencilerinden Tirmizli Seyhit Burhaneddin Muhakkik ile buluştu. Tirmizli olduğu için Tirmizi diye anılan Burhaneddin, Konya'daki bu buluşmada genç Celaleddin'i o çağda geçerli olan bütün İslam bilim dallarından sınava soktu. ve gösterdiği başarıdan sonra "bilgide eşin yok; gerçekten seçkin bir ersin. Ne var ki, baban hal ehli (gönül ve ruh adamı) idi; sen kal ehlisin (söz adamı). Kal'i bırak, onun gibi hal sahibi ol. Buna çalış, ancak o zaman onun gerçek varisi olursun, ancak o zaman Güneş gibi alemi aydınlatabilirsin" dedi (Sultan Veled (Mevlânâ'nın oğlu) ünlü İbtidaname (Başlangıç Kitabı) adlı kitabında olayı böyle anlatır). Bu uyarıdan sonra, Celaleddin 9 yıl boyunca Burhaneddin Muhakkik Tirmizi'ye müritlik etti, seyr-ü sülük denen tarikat eğitiminden geçti. Halep ve Şam medreselerinde öğrenimini tamamladı, dönüşte Konya'da hocası Tirmizi'nin gözetiminde art arda üç kez çile çıkarttı, riyazete (her tür perhiz) başladı. Hocası artık Kayseri'ye dönmek istiyor, Celaleddin onu bırakmıyordu. Günün birinde Tirmizi, öğrencisinden habersiz yola çıktı ama yolda atı tökezleyip düşünce ayağı incindi. Dönüp Konya'ya geldi ve Celaleddin'e "neden beni bırakmıyorsun?" diye sordu. O da hocasına "neden gitmek istiyorsun?" dedi. Tirmizi bu soruya şu yanıtı verdi: "Buraya güçlü bir gönül aslanı yöneldi, sana gelecek. Ben de bir din aslanıyım. Biz birbirimizle geçinemeyiz, birbirimize ağır geliriz". Bu açıklamadan sonra Tirmizi, Kayseri'ye gitti ve 1241'de orada öldü. Celaleddin, Konya'ya yönelen o gönül aslanını bir süre bekledi. Ne var ki, hocasını unutamıyordu. Bütün kitaplarını ve ders notlarını topladı. Fihi-Ma Fih (Ne Varsa İçindedir) adlı yapıtındaki açıklamalarında sık sık hocasından alıntılar yaptı. Beş yıl boyunca medrese fıkıh ve dinbilim okuttu, vaiz ve irşatlarını sürdürdü.


Mevlânâ Türbesi'nin içerden görünüşü
Tebrizli Şems [değiştir]1244'te Konya'nın ünlü Şeker Tacirleri (Şeker Furuşan) hanına baştan ayağa karalar giymiş bir gezgin indi: Adı Şemsettin Muhammed Tebrizi (Tebrizli Şems) idi. Yaygın inanca göre Ebubekir Selebaf adlı ümi bir şeyhin müridi idi. Gezici bir tüccar olduğunu söylüyordu. Sonradan Makalat (Sözler) adlı kitabında da anlattığına göre, bir aradığı vardı. Aradığını Konya'da bulacaktı, gönlü böyle diyordu. Yolculuk ve arayış bitmişti. Ders saatinin bitiminde İplikçi Medresesin'ne doğru yola çıktı ve Mevlânâ'yı atının üstünde danişmentleriyle birlikte gelirken buldu: atın dizginlerini tutarak sordu ona: "Ey bilginler bilgini, söyle bana, Hz. Muhammed mi büyüktür, yoksa Bayezit Bistami mi?" Mevlânâ yolunu kesen bu garip yolcudan çok etkilenmiş, sorduğu sorudan ötürü şaşırmıştı: "Bu nasıl sorudur?" diye kükredi. "O ki peygamberlerin sonuncusudur; O'nun yanında Bayezit'in sözü mü olur?" Bunun üstüne Tebrizli Şems şöyle dedi: "Neden Hz. Muhammed 'kalbim paslanır da bu yüzden Rabbime günde yetmiş kez istiğfar ederim' diyor da , Bayezit 'kendimi noksan sıfatlardan uzak tutarım, bedenimin içinde Allah'tan başka varlık yok' diyor; buna ne dersin?" Bu soruyu Mevlânâ şöyle karşıladı: "Hz. Muhammed her gün yetmiş makam aşıyordu. Her makamın yüceliğine vardığında önceki makam ve mertebedeki bilgisinin yetmezliğinden istiğfar ediyordu. Oysa Bayezit ulaştığı makamın yüceliğinde doyuma ulaştı ve kendinden geçti, gücü sınırlıydı.; onun için böyle konuştu". Tebrizli Şems bu yorum karşısında "Allah, Allah" diye haykırarak onu kucakladı. Evet, aradığı O'ydu. Kaynaklar, bu buluşmanın olduğu yeri Merec-el Bahreyn (iki denizin buluştuğu nokta) diye adlandırdı.

Oradan, birlikte, Mevlânâ'nın seçkin müritlerinden Selahaddin Zerkub'un hücresine (medresedeki odası) gittiler ve halvet (iki kişilik kesin bir yalnızlık) oldular. Bu halvet süresi hayli uzun oldu (kaynaklar 40 gün ile 6 aydan söz eder). Süre ne olursa olsun, Mevlânâ'nın yaşamında bu sırada büyük bir değişme oldu ve yepyeni bir kişilik, yepyeni bir görünüm ortaya çıktı. Mevlânâ artık vaazlarını, derslerini, görevlerini, zorunluluklarını, kısaca her davranışı, her eylemi terk etmişti. Her gün okuduğu kitapları bir yana bırakmış, dostlarını, müritlerini aramaz olmuştu. Konya'nın hemen her kesiminde, bu yeni duruma karşı bir itiraz, bir isyan havası esiyordu. Kimdi bu gelen derviş? Ne istiyordu? Mevlânâ ile hayranları arasına nasıl girmiş, ona bütün görevlerini nasıl uutturmuştu. Şikayetler, ayıplamalar o dereceye vardı ki, bazıları Tebrizli Şems'i ölümle bile tehtid ettiler. Olaylar böyle üzücü bir görünüm kazanınca, bir gün canı çok sıkılan Tebrizli Şems, Mevlânâ'ya Kur'an'dan bir ayet okudu. Ayet, "işte bu, sen ile ben'in arasındaki ayrılıktır" anlamına geliyordu. Bu ayrılık gerçekleşti ve Tebrizli Şems bir gece habersizce Konya'yı terk etti (1245).


İstanbul, Büyükçekmece'de bulunan bir Mevlana heykelciğiTebrizli Şems'in gidişinden son derece etkilenen Mevlânâ kimseyi görmek istememiş, kimseyi kabul etmemiş, yemeden içmeden kesilmiş, sema meclislerinden, dost toplantılarından büsbütün ayağını çekmişti. Özlem ve aşk dolu gazeller söylüyor, gidebileceği her yere gönderdiği ulaklar aracılığıyla Tebrizli Şems'i aratıyordu. Müritlerin bazıları pişmanlık duyup Mevlânâ'dan özür dilerken, bazıları da Tebrizli Şems'e büsbütün kızıp kinlenmekteydiler. Sonunda onun Şam'da olduğu öğrenildi. Sultan Veled ve yirmi kadar arkadaşı Tebrizli Şems'i alıp getirmek üzere acele Şam'a gittiler. Mevlânâ'nın geri dönmesi için yanıp yakardığı gazelleri ona sundular. Tebrizli Şems, Sultan Veled'in ricalarını kırmadı. Konya'ya dönünce kısa süreli bir barış yaşandı; aleyhinde olanlar gelip özür dilediler. Ama Mevlânâ ile Tebrizli Şems gene eski düzenlerini sürdürdüler. Ancak bu durum pek fazla uzun sürmedi. Dervişler, Mevlânâ 'yı Tebrizli Şems'ten uzak tutmaya çalışıyorlardı. Halk da Mevlânâ'ya Tebrizli Şems geldikten sonra ders ve vaaz vermeyi bıraktığı, sema ve raksa başladığı, fıkıh bilginlerine özgü kıyafetini değiştirip Hint alacası renginde bir hırka ve bal rengi bir küllah giydiği için kızıyordu. Tebrizli Şems'e karşı birleşenler arasında bu kez Mevlânâ'nın ikinci oğlu Alaeddin Çelebi'de vardı.
__________________
Herkes bir gün soğuyacak bu fani gidici hayattan
bütün bedenler soğuyacaktır elbet yavaştan
kıyamet toplntısında ölecek haramilr telaştan
ne ev ne pul ne bir kul geride kalacak dünyadan..
''olması gereken şeylerin adını iyilik yapmak koymuşlar''
 
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla

Alt 30.09.2007, 02:46   #44 (permalink)
Moderator
 
spdrmn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Çevrimdışı
Üyelik tarihi: 09 2007
Yaş: 17
Mesajlar: 423
spdrmn - MSN üzeri Mesaj gönder

Truman Capote (30 Kasım 1924 - 25 Ağustos 1984), Amerikalı yazar.

20. yüzyıl Amerikan edebiyatının özel yazarlarından biridir. Yıldızının parladığı zamanlar da oldu, itibardan düştüğü zamanlar da. Yazarlık ününe ve alkole çok erken yaşlarda başlamış, cinsel tercihleri ve bu tercihlerini yaşama biçimleriyle -yakın arkadaşı Tenesse Williams ile birlikte- çok sayıda skandala imza atmış, ancak buna rağmen ABD sosyetesi içinde özel bir yer edinmişti. Öyle ki, onun verdiği partilere davet edilmek ya da edilmemek, sosyeteden sayılmak ya da sayılmamakla eş anlamlıydı sanki...

Çok genç yaşta, henüz ilk romanlarının basıldığı yıllarda kazandığı ün, sadece ABD ile sınırlı kalmamış, Avrupa’da hatta Türkiye’de bile sevilerek okunmuştu... 50’lerden sonra “Çimen Türküsü” (1954), “Gece ağacı” (1954), “Tiffany'de kahvaltı” (1966), “Soğukkanlılıkla” (1966), “Para Dolu Damacana” (1976) gibi kitaplarıyla Türkçeleştirilen Truman Capote’un en tanınmış kitapları “Bukalemunlar İçin Müzik”, “Soğukkanlılıkla” ve “Tiffany'de Kahvaltı”dır.

Kendi hayatından ya da hikaye ve romanlarından senaryolaşmış çok sayıda film vardır. Bunlardan en önemlisi -her ne kadar erkek karakterin eşcinselliği filmde dikkate alınmamışsa bile- baş rollerini Audrey Hepburn ve George Peppard’ın oynadığı, Blake Edwards’ın yönettiği “Tiffany'de Kahvaltı”dır. Ayrıca 2005 yapımı Capote'nin kişiliği ve karekteri üzerine çekilmiş olan ve başlıca rollerinde Philip Seymour Hoffman, Catherine Keener, Clifton Collins jr. gibi oyuncuların yer aldığı Capote adlı film de ilgiyle karşılanmıştır.


Kitapları Bir Noel Şarkısı
Gece Ağacı
Çimen Türküsü
Hatıralarım
Bukalemunlar İçin Müzik
Başka Sesler Başka Odalar
Tiffany'de Kahvaltı
Soğukkanlılıkla
__________________
Herkes bir gün soğuyacak bu fani gidici hayattan
bütün bedenler soğuyacaktır elbet yavaştan
kıyamet toplntısında ölecek haramilr telaştan
ne ev ne pul ne bir kul geride kalacak dünyadan..
''olması gereken şeylerin adını iyilik yapmak koymuşlar''
 
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla

Alt 30.09.2007, 02:47   #45 (permalink)
Moderator
 
spdrmn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Çevrimdışı
Üyelik tarihi: 09 2007
Yaş: 17
Mesajlar: 423
spdrmn - MSN üzeri Mesaj gönder

Sevgi Soysal

Sevgi Soysal (30 Eylül 1936 - 22 Kasım 1976) Türk yazarı.

Sevgi Soysal İstanbul’da doğdu. Aslen Selanik'li mimar-bürokrat bir babayla Alman bir annenin altı çocuğundan üçüncüsü olarak büyüyen Sevgi Yenen, 1952’de Ankara Kız Lisesi’ni bitirdi.Bir süre Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde Arkeoloji okudu. 1956 yılında şair ve çevirmen Özdemir Nutku ile evlendi, birlikte Almanya’ya gittiler. Göttingen Üniversitesi’nde arkeoloji ve tiyatro dersleri izledi (1956-57). 1958’de Türkiye’ye döndü ve Korkut adını verdikleri bir oğlu oldu. Ankara’da Alman Kültür Merkezi ve İrtibat Bürosu’nda ve Ankara Radyosu’nda çalıştı (1960-61). Bu dönemde, toplum karşısında bireyin tedirginliğini öne çıkaran ‘‘yeni gerçeklik’’ akımından izler taşıyan öykü ve yazıları Dost, Yelken, Ataç, Yeditepe ve Değişim dergilerinde yayımlandı(1960-64).

1961’de Ankara Meydan Sahnesi’nde Haldun Dormen’in yönettiği ‘‘Zafer Madalyası’’ adlı oyunda tek kadın rolünü oynadı. İlk öykü kitabı Tutkulu Perçem, 1962 yılında yayımlandı. ‘‘Zafer Madalyası’’ oyununda tanıştığı Başar Sabuncu ile evlendi (1965). Aynı yıl TRT’de program uzmanı olarak çalışmaya başladı. 1965-69 yılları arasında Papirüs ve Yeni Dergi’de öyküleri yayımlandı. Bu arada tezini vererek Arkeoloji diplomasını aldı. Teyzesi Rosel’in kişiliğinden yola çıkarak, birbirine bağlı öykülerden oluşan Tante Rosa’yı yazdı (1968). Kadın-erkek ilişkisi ve evlilik temasını işlediği ilk romanı Yürümek’le (1970) TRT Sanat Ödülleri Yarışması Başarı Ödülü’nü kazandı.

12 Mart dönemi, Sevgi Soysal’ın hayatı ve yazarlığı üzerinde derin izler bırakan bir dönem oldu. Yürümek, müstehcenlik gerekçesiyle toplatıldı ve Sevgi Soysal, kısa bir tutukluluk ardından TRT’den ayrılmak zorunda kaldı. Anayasa profesörü Mümtaz Soysal’la, Soysal’ın komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle tutuklu kaldığı Mamak Cezaevi’nde evlendi. Siyasal nedenlerle tekrar tutuklandı ve sekiz ay Yıldırım Bölge’de, iki buçuk ay da sürgüne gönderildiği Adana’da kaldı. Cezaevinde yazdığı Yenişehir’de Bir Öğle Vakti adlı romanıyla 1974 yılında Orhan Kemal Roman Armağanı’nı kazandı. Kızları Defne Aralık 1973’te, Funda ise Mart 1975’te doğdu. Adana’da sürgünde bulunan bir kadının başından geçen olaylar etrafında 12 Mart’ı eleştirdiği romanı Şafak, 1975’te yayımlandı. Bu dönemde Anka Haber Ajansı ve Sosyalist Kültür Derneği’nin kuruluşunda rol aldı. Politika gazetesinde tefrika edilen cezaevi anıları Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu başlığıyla kitaplaştırıldı (1976).

Yakalandığı kanser hastalığı nedeniyle 1975 sonbaharında bir göğsü alındı. Hastalık izlenimlerini ve 12 Mart sonrası değişimi anlatan öykülerini topladığı Barış Adlı Çocuk, 1976’da yayımlandı. Eylül 1976’da bir ameliyat daha geçirdi ve tedavi için eşiyle birlikte Londra’ya gitti. Üzerinde çalıştığı son romanı Hoşgeldin Ölüm’ü tamamlayamadan 22 Kasım 1976’da İstanbul’da öldü. Yeni Ortam ve Politika gazetelerine yazdığı yazılar, Bakmak (1977) adlı kitapta toplandı.





Eserleri Tutkulu Perçem
Tante Rosa
Yürümek
Yenişehir´de Bir Öğle Vakti
Barış Adlı Çocuk
Şafak
Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu
Bakmak
Hoşgeldin Ölüm
__________________
Herkes bir gün soğuyacak bu fani gidici hayattan
bütün bedenler soğuyacaktır elbet yavaştan
kıyamet toplntısında ölecek haramilr telaştan
ne ev ne pul ne bir kul geride kalacak dünyadan..
''olması gereken şeylerin adını iyilik yapmak koymuşlar''
 
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla

Alt 30.09.2007, 02:47   #46 (permalink)
Moderator
 
spdrmn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Çevrimdışı
Üyelik tarihi: 09 2007
Yaş: 17
Mesajlar: 423
spdrmn - MSN üzeri Mesaj gönder

Monica Bellucci

Yaşamı ve Özel Hayatı Città di Castello, Umbra, İtalya'da Luigi Bellucci ve Maria Gustinelli'nin "Monica Anna Maria Bellucci" adını verdikleri kızları olarak dünyaya gelmiştir. 16 yaşında Liceo Classico isimli okula başladığı sıralarda modelliğe başlamıştır. İlkin, Perugia Üniversitesi'nde avukatlık kariyerinde ilerlemek için eğitim gördüğü sıralarda okul masraflarını karşılamak için modellik yapmıştır. Fakat modelliğin cazibesi Monica'yı hukuk eğitiminden uzaklaştırmış ve hayatını bu büyülü atmosferde sürdürmek istemiştir.

Monica Bellucci İtalyanca, Fransızca ve İngilizce'yi akıcı bir şekilde konuşabilmektedir ve eski bir Suriye dili olan "Aramik" 'in de içinde bulunduğu tüm bu dillerdeki filmlerde rol almıştır. Birçok filmde birlikte rol aldığı ve Deva isimli bir kız çocukları (d. 12 Eylül 2004) olan, eski aktör Vincent Cassel ile 1999 yılında evlenmiştir. Monica Bellucci, 2004'te hamileliği esnasında İtalyan yasalarının verici spermi engelleyen ve sadece evli çiftlerin kullanabildiği "Test Tüp Bebek" yöntemine karşı çıkmak amacıyla İtalyan "Vanity Fair" dergisine çıplak poz vermiştir.

Bir röportajında ünlü İtalyan sanatçılar; Sophia Loren ve Claudia Cardinale'in oyunculuğunun esin kaynakları olduklarını söylemiştir. Başarılı oyunculuğunun yanı sıra Monica Bellucci, Avrupa ve Amerika dergileri ve internet siteleri tarafından bir çok defa "En Güzel" ve "En Seksi" kadın seçilmiştir.Bunlardan bazıları;

Maxim Dergisi "50 En Seksi Kadın" sıralamasında 6. seçilmiştir (1999).

Maxim Dergisi "100 En Seksi Kadın" sıralamasında 9. seçilmiştir (2002).

Askmen İnternet Sitesi "En Çok Arzulanan Kadın" sıralamasında 1 numara olmuştur (2002).

Tipik bir Akdeniz kadını vücuduna sahip olan Monica Bellucci, aktrislerin çok zayıf olmasını isteyen Hollywood Film Sektörü'nde çalışmak üzere Amerika'ya taşınmak istemediğini birçok röportajında belirtmiş ve "Orada asla yaşayamazdım, gençlik ve güzelliği saplantı haline getirmişler, yemek yemeyi seviyorum, bu kimin umrunda, ben doğal bir kadınım" demiştir.
__________________
Herkes bir gün soğuyacak bu fani gidici hayattan
bütün bedenler soğuyacaktır elbet yavaştan
kıyamet toplntısında ölecek haramilr telaştan
ne ev ne pul ne bir kul geride kalacak dünyadan..
''olması gereken şeylerin adını iyilik yapmak koymuşlar''
 
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla

Alt 30.09.2007, 02:48   #47 (permalink)
Moderator
 
spdrmn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Çevrimdışı
Üyelik tarihi: 09 2007
Yaş: 17
Mesajlar: 423
spdrmn - MSN üzeri Mesaj gönder

Sokollu Mehmet Paşa

Sokollu Mehmet Paşa (1505 - 1579) Kanuni Sultan Süleyman döneminde Osmanlı Donanmasının Kaptan-ı Deryalığı ve gene Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim ve III. Murat devirlerinde toplam 14 yıl, 3 ay, 17 gün Osmanlı Devleti'nın sadrazamlığını yapmış bir Osmanlı devlet adamıdır. Kanuni Sultan Süleyman'ın son vezir-i azamı olmuştur. Hem Osmanlı İmparatorluğu'nun zirvede bulunduğu dönemi simgelemesi itibariyle hem de icraatları, projeleri ve kişiliği nedenleriyle en büyük Osmanlı sadrazamlarından biri kabul edilir. İki metreyi aşan boyu ile aynı zamanda en uzun boylu Osmanlı sadrazamı idi.
1505 yılında Bosna'nın Visegrad kadılığındaki Rudo kasabasına uzak olmayan Sokoloviçi (Slav dillerinde 'şahin' demektir) köyünde doğmuştur.[1] Bu nedenle Balkan halkları arasında Mehmet Paşa Sokoloviç olarak anılır. Vaftiz edilirken Bayo adı takılmıştı. Babasının adı Dimitriye'ydi. Sırp tarihçilerine göre Dimitriye'nin üç, Türk yazarlarına göre ise iki oğlu daha vardı. Dimitriye'nin bir de kızı vardı.[2] 1519 yılında Devşirme sistemi ile çocuk yaşta Edirne Sarayına getirilmiş, Mehmet adı verilerek Türk ve Müslüman kültürü ile yetiştirilmiştir. Ardından İstanbul'a gönderildi. Topkapı Sarayı'nın Enderun Bölümünde çeşitli görevlerde bulundu. 1541'de Kapıcıbaşılığa yükseldi. 1546'da saray hizmetlerinde başarılı olanların dış göreve atanmaları yolundaki gelenek uyarınca Kaptan-ı Derya lığa getirildi. Görevde iken Trablusgarp Seferi'ne katıldı, İstanbul Tersanesini genişletti ve yeniledi. 1549'da vezirliğe yükselerek Rumeli Beylerbeyliğine atandı.

Avusturya ile 1547'de imzalanan barış antlaşmasının bozulması üzerine Sokollu Mehmet Paşa 1551'de Erdel üzerinde yapılacak seferin komutanlığına getirildi. 80.000 kişilik orduyla Erdel'e giren Sokollu Mehmet Paşa önemli kaleleri aldı, ama Temeşvar Kuşatmasında başarılı olamayarak geri çekildi. Temeşvar 1552'de, Macaristan serdarlığına atlan Kara Ahmet Paşa ile alınabildi.

Kanuni Sultan Süleyman 1553'te Sokollu Mehmet Paşa'yı Rumeli askerlerinin başında Anadolu'ya gönderdi. Aynı yıl başlayan Nahçıvan Seferinde Sokullu komutasındaki Rumeli askerleri büyük başarı gösterdiler. Sefer dönüşünde Sokullu üçüncü kez vezirliğe yükselerek kubbealtı vezirleri arasına katıldı. Sokollu Mehmed Paşa, Kanuni'nin oğulları arasındaki mücadeleler sırasında da hep Selim'in yanında oldu. Nitekim taht mücadelesini Selim kazandı. Semiz Ali Paşa'nın sadrazamlığa yükselmesiyle ikinci vezir olan Sokullu, onun 1565'de ölmesiyle sadrazamlığa getirildi. Yaşı hayli ilerlemiş olan Kanuni çok güvendiği Sokullu'ya geniş yetkiler vermişti. 1561'de üçüncü vezir iken Kanuni Sultan Süleyman'ın torunu ve Sultan II. Selim'in kızı Esmehan Sultan ile evlendi.
__________________
Herkes bir gün soğuyacak bu fani gidici hayattan
bütün bedenler soğuyacaktır elbet yavaştan
kıyamet toplntısında ölecek haramilr telaştan
ne ev ne pul ne bir kul geride kalacak dünyadan..
''olması gereken şeylerin adını iyilik yapmak koymuşlar''
 
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla

Alt 30.09.2007, 02:48   #48 (permalink)
Moderator
 
spdrmn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Çevrimdışı
Üyelik tarihi: 09 2007
Yaş: 17
Mesajlar: 423
spdrmn - MSN üzeri Mesaj gönder

James Dean

James Dean, 8 Şubat 1931'de Indiana'da doğduktan kısa bir süre sonra ailesi Santa Monica'ya taşındı. Bundan 6 yıl sonra, James 5 yaşındayken babası dental teknisyen olmak için çiftlikten ayrıldı. 1940 yılında annesini kanserden kaybedene kadar Brenywood Parasız Okulu'nda okudu. Dokuz yaşındayken babası tarafından amcası Marcus ile teyzesi Ortense'nin yanına Indiana'daki çiftliğe gönderildi. Lisede iken basketbol takımında yer aldı. Lisede münazara ve drama dersleri alan Dean, küçük bir yerden gelmesine karşın kendini geliştirme çabasında idi.

1949 yılında Fairmount Lisesi'nden mezun oldu. Kaliforniya'ya giderek babası ve üvey annesiyle birlikte yaşamaya başladı. Santa Monica College'a kabul edildiktan sonra Kaliforniya Üniversitesi'ne geçiş yaparak burada drama okudu. James Whitmore'un drama atölyelerine katıldıktan sonra bazı dizilerde ve tiyatro oyunlarında küçük rollerde yer almaya başladı.

1951 yılına gelindiğinde Whitmore'un tavsiyesine uyarak daha ciddi roller için New York'a gitti. Broadway'de "See The Jaguar" adlı oyunda yer almadan önce birçok küçük rollerde görev aldı. 1952 yılında "Actors Studio"ya katıldı. Burada dünyaca ünlü Marlon Brando, Julie Harris, Mildred Dunnock gibi oyuncular bir arada olma fırsatı yakaladı. Aralarında "The Philco Television Playhouse", "Robert Montgomery Presents" ve "Armstrong Circle Theatre" da bulunan birçok televizyon programında yer aldı.

Actors Studio'daki çalışmaları sürerken kariyerinde büyük bir sıçramaya neden olan "The Immoralist"(1954) adlı Broadway oyununda rol aldı. Bu oyun ile "En İyi yeni Oyuncu" Bloom Ödülü'nü aldı. Warner Bros tarafından yeteneği keşfedildi ve John Steinbeck'in romanından uyarlanan "East of Eden"(1955) adlı filmde yer aldı. Filmin çekimlerinde tanıştığı Pier Angeli ile birlikte olmaya başladı. Evlilik hayelleri kuran çiftin ayrılmasına Angeli'nin annesi neden oldu. Dean'nin katolik olmaması nedeniyle annesi birlikteliğe izin vermedi. Daha sonra Liz Sheridan ile nişanlanan Dean, mutlu bir birliktelik yaşayamadı. Ardından New York'a dönerek "Lux Video Theatre" ve "Schlitz Playhouse of Stars" adlı televizyon serilerinde yer aldı.
__________________
Herkes bir gün soğuyacak bu fani gidici hayattan
bütün bedenler soğuyacaktır elbet yavaştan
kıyamet toplntısında ölecek haramilr telaştan
ne ev ne pul ne bir kul geride kalacak dünyadan..
''olması gereken şeylerin adını iyilik yapmak koymuşlar''
 
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla

Alt 30.09.2007, 02:50   #49 (permalink)
Moderator
 
spdrmn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Çevrimdışı
Üyelik tarihi: 09 2007
Yaş: 17
Mesajlar: 423
spdrmn - MSN üzeri Mesaj gönder

Avni Akyol


Avni Akyol, (d. 1931 Düzce - ö. 30 Eylül 1999 Bolu) eğitimci, siyasetçi, Kültür Bakanı, Milli Eğitim Bakanı.

1977 yılında yapılan genel seçimlerde Adalet Partisi'nden (AP) Bolu milletvekili oldu. Ardından kurulan II.MC.Hükümeti'nde Kültür Bakanlığı yaptı. 1983 yılında 12 Eylül 1980 darbesinden sonra kurulan bir parti olan ANAP'a üye oldu. 30 Mart 1989'da II. Özal Hükümeti'nde yapılan difüzyon sonucu Hasan Celal Güzel'in yerine Milli Eğitim Bakanı oldu ve bu görevi 3 hükümette de devam ettirdi. (II. Özal Hükümeti, I. Akbulut Hükümeti, I. Yılmaz Hükümeti).

Farklı yeniliklere imza atılan Avni Akyol döneminde, lacivert önlükler yerine mavi önlükler fikri ortaya atılmıştır ve gerçekleştirilmiştir. Akyol doğduğu ilçe olan Düzce'nin il olabilmesi için çok çalışmıştır.

18 Nisan 1995'da Bolu milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne girdi ve Eğitim Komisyonu Başkanlığı görevinde bulundu. 28 Şubat süreci sonrası ANAP - DSP - DTP Koalisyonu ile oluşturulan ANASOL-D Hükümeti'nin 8 yıllık zorunlu eğitim kararını hemen uygulamaya sokması için çaba gösterdi. 18 Nisan 1999 seçimlerinden sonra Bolu'dan meclise girdi. 30 Eylül 1999'da Bolu'da kaldığı bir otelde kalp krizi geçirerek öldü.
__________________
Herkes bir gün soğuyacak bu fani gidici hayattan
bütün bedenler soğuyacaktır elbet yavaştan
kıyamet toplntısında ölecek haramilr telaştan
ne ev ne pul ne bir kul geride kalacak dünyadan..
''olması gereken şeylerin adını iyilik yapmak koymuşlar''
 
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla

Alt 30.09.2007, 14:48   #50 (permalink)
Kurban Fan
 
halldun87 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Çevrimdışı
Üyelik tarihi: 02 2007
Yaş: 21
Mesajlar: 407
halldun87 - MSN üzeri Mesaj gönder

paylaşımlar için teşekkür ederim ama belluci için ayriyetten sana minnettarım
__________________
NO PAIN NO GAIN
 
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla



Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Bütün Zaman Ayarları GMT +4 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 14:33 .

Bütün Zaman Ayarları GMT +4 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 14:33 .

Powered by vBulletin® Version 3.7.0
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.